Bomonti Türk mü? Bir Şişenin Ardında Kalan Hikâyem
Kayseri’de yaşadığım evin küçük balkonunda oturup eski günlüklerimi karıştırdığım bir akşam, yıllardır aklımın bir köşesinde duran bir soruyla yeniden karşılaştım: “Bomonti Türk mü?”
Bu soru aslında benim için sadece bir markanın hangi ülkeye ait olduğunu öğrenme merakı değildi. Bazı şeyler vardır, insan onları sadece bilgi olarak görmek istemez. Bir ismin, bir kokunun, bir görüntünün arkasında bir hikâye arar. Ben de tam olarak böyle hissettim. Çünkü çocukluğumdan beri bazı markalar bana sadece ürün gibi gelmedi. Onların içinde insanların emeğini, şehirlerin değişimini, geçmişten bugüne taşınan izleri görmeye çalıştım.
O gece günlüğümün bir sayfasına şöyle yazmışım:
“Bugün yine geçmişle bugün arasında kaldım. Bir şeyin gerçek hikâyesini bilmek istiyorum. Çünkü bazen bir isim, sandığımızdan çok daha fazla anlam taşıyor.”
25 yaşındayım ve Kayseri’de yaşıyorum. Belki bazılarına göre gençliğin en hareketli dönemindeyim ama ben çocukluğumdan beri düşünmeyi, yazmayı ve yaşadığım küçük anlara büyük anlamlar yüklemeyi seviyorum. Günlük tutmamın sebebi de bu zaten. Unutmak istemiyorum. İnsanların, şehirlerin ve markaların değişen hikâyelerini bir yerlerde saklamak istiyorum.
Bomonti’nin hikâyesiyle karşılaşmam da böyle küçük ama benim için unutulmaz bir akşamda başladı.
Çocukluğumdan Kalan Bir Merak
Buha ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Alman biraları hangileri” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.
Bazı akşamlar ailemle otururken geçmişten konuşuruz. Babam eski günlerden bahsetmeyi sever. Kayseri’nin eski mahallelerini, değişen sokaklarını, insanların birbirini tanıdığı dönemleri anlatır. Ben de onu dinlerken hep aynı şeyi düşünürüm: “Acaba bugün gördüğümüz şeylerin geçmişinde nasıl bir hayat vardı?”
Bomonti ismini ilk duyduğum zaman da aslında çok farklı değildi.
Yıllar önce bir sohbette bu isim geçtiğinde aklımda oluşan ilk düşünce, bunun tamamen Türk bir marka olduğu yönündeydi. Çünkü isim kulağıma çok tanıdık geliyordu. Türkiye’de doğmuş, büyümüş ve yıllardır hayatımızın içinde olan birçok şey gibi hissettirmişti.
Sonra bir gün merak ettim ve araştırmaya başladım. İşte o anda küçük bir şaşkınlık yaşadım.
Bomonti’nin hikâyesi, İstanbul’un geçmişine uzanan çok eski bir hikâyeydi. İsmini, İsviçreli Bomonti kardeşlerin kurduğu bira fabrikasından alıyordu. Bu bilgi beni hem şaşırttı hem de düşündürdü.
İlk hissettiğim şey biraz hayal kırıklığıydı.
Çünkü insan bazen bağ kurduğu şeylerin kendi sandığı hikâyeye sahip olmadığını öğrenince garip hissediyor. Sanki yıllardır bildiği bir anının küçük bir parçası değişiyor gibi oluyor.
Ama sonra başka bir duygu geldi: merak.
Çünkü hikâyeler sadece başlangıçlarından ibaret değildir. Bir şeyin nereden geldiği kadar, yıllar boyunca nerede yaşadığı ve kimlerle anıldığı da önemlidir.
Bomonti Türk mü? Sorusunun Ardındaki Gerçek
Günlüğümde bu konu hakkında uzun uzun yazdığım bir sayfa var. O sayfada kendime şu soruyu sormuşum:
“Bir şeyin Türk olması için sadece doğduğu yere mi bakmalıyız, yoksa o topraklarda bıraktığı izlere de mi bakmalıyız?”
Bomonti’nin geçmişi 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor. İstanbul’da kurulan Bomonti Bira Fabrikası, şehrin sanayi tarihinde önemli bir yere sahip oldu. Özellikle İstanbul’un Bomonti semtiyle özdeşleşti ve zaman içinde sadece bir üretim yeri olmaktan çıktı.
Bana ilginç gelen nokta şuydu: Bir marka farklı bir kökenden çıkmış olsa bile yıllarca bir ülkenin kültüründe yer edinebiliyor.
Bu yüzden “Bomonti Türk mü?” sorusunun cevabı aslında biraz katmanlı.
Köken olarak bakıldığında Bomonti’nin başlangıcı İsviçreli Bomonti kardeşlere dayanıyor. Ancak Türkiye’de doğan, büyüyen, gelişen ve uzun yıllar boyunca Türk tüketicisinin hafızasında yer eden bir hikâyeye sahip.
Bunu öğrendiğimde yaşadığım hayal kırıklığı zamanla başka bir duyguya dönüştü: kabullenme.
Çünkü hayat da böyle değil mi zaten?
İnsanlar bile tek bir kelimeyle anlatılamıyor. Bir insanın nerede doğduğu onun bütün hikâyesini anlatmaya yetmiyor. Yaşadıkları, sevdikleri, bıraktığı izler ve kurduğu bağlar da o kişinin hikâyesinin bir parçası oluyor.
Bomonti’nin hikâyesine bakarken ben de bunu düşündüm.
Kayseri’de Sessiz Bir Akşam ve Eski Bir Hikâye
Benzer Bir Yazı: Alkolsüz biranın içinde ne var ?
Geçen kış yaşadığım küçük bir anı hâlâ unutamıyorum.
Soğuk bir Kayseri akşamıydı. Dışarıda hava oldukça sertti. Pencereden baktığımda sokak lambalarının altında yavaş yavaş yürüyen insanları görüyordum. Masamın üzerinde kahvem, yanımda da eski günlüğüm vardı.
O gün bir yazı yazmaya çalışıyordum ama aklım sürekli Bomonti’nin geçmişine gidiyordu.
Bir markanın hikâyesini araştırırken aslında kendi geçmişimi de düşündüğümü fark ettim.
Ben de Kayseri’de doğmadım belki ama burada büyüdüm, burada değiştim, burada kendimi tanımaya başladım. İnsanları yaşadıkları yerlerle bağlayan şey sadece doğdukları yer değildir. Bazen bir şehir insanın karakterine dönüşür.
Belki Bomonti için de benzer bir durum vardı.
İstanbul’un bir semtiyle, eski fabrikalarla, yılların anılarıyla ve insanların hafızasıyla birleşmişti.
O gece günlüğüme şunu yazdım:
“Bazı hikâyeler tek bir ülkeye, tek bir zamana veya tek bir kişiye ait değildir. Bazı hikâyeler yolculuk ederek büyür.”
Bu cümleyi yazarken içimde garip bir umut vardı.
Çünkü geçmişin değişmediğini ama bizim ona bakışımızın değişebildiğini hissettim.
Geçmişin İçinden Gelen Bir Marka
Bomonti’nin beni etkileyen tarafı sadece hangi ülkeden geldiği değildi. Asıl etkileyici olan, yıllar içinde oluşturduğu hafızaydı.
İstanbul’da bir dönemin simgelerinden biri haline gelen Bomonti Fabrikası, bugün bile geçmişle bugünü bir araya getiren özel yerlerden biri olarak anılıyor. Eski yapılar, insanların anıları ve şehirlerin hafızası bana her zaman çok etkileyici gelmiştir.
Çünkü binalar da insanlar gibidir.
Onların da yaşanmışlıkları vardır.
Bir duvarın içinde kaç kişinin sesi kalmıştır? Bir kapıdan kaç insan geçmiştir? Bir sokakta kaç farklı hayat başlamıştır?
Bunları düşündüğüm zaman Bomonti’nin hikâyesi benim için sadece bir marka hikâyesi olmaktan çıktı.
Bir şehrin değişimini anlatan bir hikâyeye dönüştü.
Bazen Cevaptan Daha Değerli Olan Şey Arayıştır
Bomonti Türk mü? sorusunun cevabını öğrendiğimde aslında beklediğimden farklı bir sonuçla karşılaştım.
Ama bu beni üzmek yerine daha fazla düşündürdü.
Çünkü bazen insanlar kesin cevaplar arıyor. Bir şey ya tamamen bizimdir ya da değildir gibi düşünüyoruz. Oysa hayat bu kadar keskin çizgilerden oluşmuyor.
Bir şarkı başka bir ülkede doğup başka bir yerde insanların kalbine dokunabilir.
Bir yemek farklı kültürlerden etkilenip yeni bir kimlik kazanabilir.
Bir marka da yıllar içinde farklı insanların hayatına girerek ortak bir hafızanın parçası olabilir.
Bomonti’nin hikâyesi bana bunu hatırlattı.
Bu içeriğimizle “Alman biraları hangileri” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Buha okurlarına sevgilerle!
Günlüğümde Kalan Son Cümle
Bu yazıyı yazmadan önce eski günlüklerimi tekrar açtım. İlk defa Bomonti hakkında yazdığım sayfayı buldum.
Sayfanın sonunda şu cümle vardı:
“Bugün bir markanın geçmişini öğrendim ama aslında insanların ve şehirlerin nasıl değiştiğini düşündüm.”
Bu cümleyi okuyunca gülümsedim.
Çünkü aradan zaman geçmesine rağmen aynı şeyi hissediyorum.
Bomonti Türk mü?
Bu sorunun cevabı sadece bir ülke adıyla açıklanabilecek kadar basit değil.
Kökeni İsviçre’ye uzanan, ancak Türkiye’de uzun yıllar boyunca yaşayan, gelişen ve iz bırakan bir hikâyeden bahsediyoruz.
Benim için önemli olan nokta şu oldu: Bir şeyin hikâyesi bazen başlangıcından daha büyüktür.
Kayseri’de küçük balkonumda otururken bunu düşündüm. Hayatımızdaki birçok şeyin de böyle olduğunu fark ettim. İnsanlar, şehirler, anılar ve markalar sürekli değişiyor. Ama geride bıraktıkları duygular kalıyor.
Belki de bizi asıl bağlayan şey budur.
Bir ismi duyduğumuzda aklımıza gelen anılar…
Bir kokunun bize hatırlattığı geçmiş…
Bir hikâyenin içimizde bıraktığı his…
Bomonti’nin hikâyesi bana biraz hüzün, biraz şaşkınlık ve çokça merak bıraktı.
Ama en önemlisi şunu öğretti:
Geçmişi anlamak için sadece nereden geldiğine değil, nerelere dokunduğuna da bakmak gerekiyor.
Çünkü bazı hikâyeler bir ülkede başlar ama yıllar boyunca birçok insanın kalbinde yaşamaya devam eder.